Suça Sürüklenen Çocuklar

Yazar

Prof. Dr. Sebla Gökçe

 

Suç işleyen, şiddet eğilimi olan diğer çocuklarda, ergenlerde bulunan bireysel özelliklere ve psikopatolojilere baktığımızda yaş, ergenlik dönemi çok önemli bir faktör olarak karşımıza çıkar. Ergenlik dönemi yoğun zihinsel enerji, kimlik arayışı, kabül görme ihtiyacı, yenilik, heyecan arayışı, yoğun risk alma davranışının olduğu bir dönem. Beyin yapısına da bakıldığında düşünen, risk hesabı yapan, muhakeme eden alan olan prefrontal kortex gelişimi ergenlikte geride kalmaktadır.  Zihinselleştirme (mentalizasyon) kapasitesi zayıf olan, yani başkasının duygu, düşünce ve niyetini anlayamayan, başkasının acısını hissedemeyen afektif empati becerisi gelişmemiş , duygu denetiminde zorlanan, dürtü kontrol güçlüğü yaşayan bireyler agresyon içeren, şiddet içerikli davranışlara daha yatkındır. Zihinselleştirme kapasitesi zayıf olan; yani karşısındakinin duygu, düşünce ve niyetini anlamakta zorlanan bireyler, başkalarını birer özne olarak değil, engel ya da nesne gibi algılayabilir. Çeşitli psikiyatrik bozukluklar, ağır düzeyde DEHB, otizm spektrum bozuklukları gibi nörogelişimsel bozukluklar, davranım bozukluğu, karşıt olma karşıt gelme bozukluğu, bipolar bozukluk, psikotik bozukluk, depresif bozukluklar, madde kullanım bozuklukları çocuk ve ergen bireylerde bu yetilerin gelişmesine engel olabilir ya da bozabilir.

Ergenlik döneminde neredeyse tüm var olan psikiyatrik bozuklukların şiddetini artırdığını ve yeni psikiyatrik bozulmaların da sıklıkla ergenlik döneminde ortaya çıktığını görmekteyiz.  Dürtü kontrol problemlerinin, duygu düzenleme problemlerinin yoğun olabildiği, davranış bozukluklarının eşlik edebildiği dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı alan bireyler de bu dönemde daha fazla risk alıcı, zarar gördüğü ve verdiği davranışta bulunabilir, Sosyal biliş, sosyal beceri gelişiminde bozulma , başkasının aklından geçeni okuyabilme, muhakeme edebilme, empati yeteneğinde bozulmalar yaşayan, takıntılı düşünceler, davranışların sıklıkla görülebildiği otizm spektrum bozukluklarının yine ergenlik döneminde daha fazla duygusal, davranışsal zorluk yaşadığını görürüz. Dışa dönük ya da içe dönük yoğun öfke, mutsuzluk, umutsuzluk duygusu ile sıklıkla birliktelik gösterebilen depresif bozuklukların yine ergenlik döneminde daha sık ( yaklaşık % 10-20’ye varan oranlarda ) ortaya çıktığını biliyoruz. Gerçeklikle ilişkinin, muhakemenin bozulabildiği, toplum içi problemli davranışlara sebep olabilen bipolar bozukluk, psikotik bozukluklukların da ilk atağını yaptığı dönem olarak yine ergenlik dönemi karşımıza çıkabilmektedir. Yine akran, aile ilişkilerinde zorlanmalara sebep olabilen, bu dönemde sıklıkla depresyon ile, kaygı bozuklukları ile birlikte gidebilen cinsiyet disforisi, beden algısını etkileyen çeşitli yemek bozuklukları, beden dismorfik bozukluğu gibi durumların yine sıklıkla ergenlik döneminde ortaya çıktığını görmekteyiz. Madde kullanım bozukluklarının da yine ergenlik döneminde ortaya çıktığı ve günümüzde gittikçe yaygınlığının arttığını görmekteyiz. Madde kullanımı, ergenlik döneminde suça eğilim açısından en önemli risk etmenlerinden biridir, ve tüm dünyada ergen yaş grubunda hızla yaygınlaşmaktadır.  Ergenlikte merak, heyecan, yenilik arayışı, akran etkisi, aidiyet ihtiyacı ya da duygusal zorluklardan kaçma isteğiyle başlayan madde kullanımı; dürtüselliği, saldırganlığı, risk alma davranışını ve muhakeme zorluğunu artırabilir.  Ancak madde kullanan her çocuk suç işlemez; suç işleyen her çocuk da madde kullanmamaktadır.   Fakat madde kullanımı çoğu zaman altta yatan travmatik, olumsuz yaşam deneyimleri, depresyon, anksiyete, aile içi problemler ve okulda işlev kaybı ile birlikte görülmektedir. Yine travmatik yaşantılama sonucu gelişebilen (aile içi ya da dışı şiddete, yaşam tehtidine maruz kalma, tanık olma, süreğen akran zorbalığı gibi)  travma sonrası stres bozukluğu tanısı alan bireylerin şiddete meğilli davranışlar geliştirebildikleri çalışmalarla da gösterilmektedir. Suça sürüklenen çocuk ve ergenlerde fiziksel istismar, duygusal istismar, cinsel istismar, ihmal, aile içi şiddete tanıklık, ebeveyn kaybı, ebeveynlerde psikiyatrik hastalıklar ve ebeveyn madde kullanımı gibi olumsuz çocukluk yaşantıları sık görülmektedir.

Bu dönemde sıklıkla ortaya çıkan ya da şiddetini artıran psikiyatrik bozukluklukların sebeplerine baktığımızda ise çocunluğunda özellikle otizm spektrum bozukluğu, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu nörogelişimsel psikopatolojilerde genetik etkenlerin öncelikli olduğu ancak yine çevresel etkenlerin genetik etkenlerle etkileşerek bozuklukların ortaya çıktığı çalışmalarla sıklıkla ortaya konulmuştur. Ancak PSİKİYATRIK BOZUKLUK TANISI ALAN HER ÇOCUK SUÇA, ŞiDDETE MEYİLLİDİR ÇIKARIMI ASLA YAPILAMAZ.

Şiddet toplumsal, sosyolojik, bireysel, genetik, ailesel, psikolojik bir çok faktörün bir araya gelerek oluşturduğu bir sonuçtur.  

Öncelikle duruma bireylerin içinde yetiştiği toplumsal açıdan bakarsak, toplum içi bireylerin davranışlarını etkileyen en önemli etkenler sosyoekonomik düzey, toplumun eğitim düzeyi ahlaki değerlerin varlığı, kültürel yaşam biçimi,  adalet sisteminin işlevselliği, kuralların netliğidir. Günümüzde tüm dünya da ve ülkemizde sosyoekonomik durum kötüleştikçe, toplumun gelir düzeyi birbirinden bu kadar farklılaştıkça, bireysel kayıplar artmakta, bireylerin yaşam biçimi değişmekte, adalet duygusu zedelenmektedir. Haksızlığa uğramışlık hissi bireylerin öfke, kaygı, mutsuzluk, umutsuzluk, çaresizlik gibi olumsuz duygularını, davranışlarını artırmaktadır.  Günümüzde ebeveynler bu kayıplarla mücadele etmeye çabalarken, çocuklarına sevgi, ilgi, güven duygusunu vermeleri, çocuklarını korumaları, eğitmeleri yani maddi manevi ihtiyaçlarını  karşılamaları zorlaşmaktadır.

Bebeklikten çocukluğa, sonra ergenliğe ve yetişkinliğe geçişte önce ebeveynlerine, bakım verenlerine, öğretmenlerine, yöneticilere, topluma güvenle bağlanması, güvende hissetmesi, ait hissetmesi gereken bireylerin bu en temel ihtiyaçları karşılanmadığında psikososyal gelişim aşamalarında aksamalar, bozulmalar, kayıplar yaşanmaktadır.  Bu yoksunluklarla yetişen çocuklar fiziksel gelişimde, beyin gelişiminde, sosyal beceri gelişiminde zorlanabilmekte,  duygu yönetim becerisinde, dürtü kontrol becerisinde, öğrenme becerilerinde, akran ilişkilerinde,  yetişkinlerle ilişkilerinde sorunlar yaşayabilmektedir. Aile ile, okul ile, toplum ile, akranları ile sevgi, güven, şefkat, iyi niyet, yardımlaşma, nezaket, saygı gibi olumlu, besleyici duygulara dayanan ilişki kuramayan çocuklar, ergenler problemli alanlarda, öfke, mutsuzluk, şiddet gibi olumsuz duyguların, davranışların daha kolay aktarıldığı, ifade edilebildiği alanlara, akran gruplarına, sanal dünyaya ait hissetmeye daha yatkın olabilmektedir.  Aile ile, okul ile bağları gittikçe kopan ya da hiç gelişemeyen bireyler yalnızlaşmakta, zarar verici alışkanlıklara, ekrana , sanal dünyaya, çetelere, madde satıcılarına daha kolay ulaşılabilir hale gelmektedirler.  Şiddetin, paranın varlığı, gösterisi ile güçlü olmak, güçlü görünmek, görülmek, dikkat çekmenin öncelikli hale geldiği, dizilerle, oyunlarla, dünya liderlerinin şiddet içerikli, insanları nesneleştiren, parayı, gücü yücelten davranışlarının gelişen beyinlere örnek, idealizasyon nesnesi haline geldiği dünyada, şiddet de elbette 5G hızı ile, algoritmalarla yaygınlaşmaktadır. Toplum içinde yüceltilmesi gereken nezaket, saygı, erdemli olmak, çalışkan olmak, sorumluluk alabilmek, sorumluluk hissedebilmek, adaletli, iyi niyetli, vicdanlı davranmak gibi ahlaki değerlerin gittikçe yok edildiğini de maalesef aynı hızla izlemekteyiz.  20 yıllık mesleki deneyimimde öğretmen olmak, doktor oImak, sanatçı olmak, bilim adamı olmak, astronot olmak, polis olup suçluları yakalamak istediğini  söyleyen çocuklar yerine artık çoğunlukla ünlü olmak, çok zengin olmak, çok güçlü olmak istediğini söyleyen çocukların sayısının kararlı yükselişine tanık olmaktayız.  İyiliğin, yardımseverliğin, adaletin, saygının, nezaketin, çalışkanlığın işe yaradığı, bireyleri beslediği, mutlu ettiği algısı istikrarlı biçimde değişmektedir. İyiler sonunda kazanır inancı yıkılalı sanırım epey zaman oldu. Çocuklar artık iyilerin yerine gücün, paranın, şiddetin kazandığına sıklıkla tanık olmaktalar.

Çocukların evlerinden sonra aidiyet hissetmeleri, güvende hissetmeleri gereken en önemli habitatları olan okulda yöneticilerle, öğretmenlerle, akranları ile güvenli bağ kurması, sevilmesi, büyüğüne, akranına küçüğüne sevgi,  saygı duyması, öğrenmeyi, okulda vakit geçirmeyi, sporu, müziği sevmesi gereken çocuklar, okulda başarısız hissediyorsa,  yetersiz hissediyorsa, anlaşılmıyorsa, sevilmiyorsa, saygı görmüyorsa, zorbalanıyorsa, dışlanıyorsa, yalnızlaşıyorsa, umutsuzluk, çaresizlik, yetersizlik, mutsuzluk hisleri ile doluyorsa okulu sevmek yerine okula öfke duyacaktır. Elbette okula öfke duyan her çocuk, okula tüfeklerle gidip vahşi bir katil olmayacak ancak iyi ihtimalle okulla ilişkisini koparacak, farklı alanlarda kendini var etmeye çabalayacaktır. 

Şiddete eğilimli çocukların aile özellikleri 

Aile çocuğun ilk habitatı, güven, aidiyet, sevgi, şefkat, sorumluluk, empati, adalet duygusunun, kendi ve başkasının sınırlarına saygının ilk öğrenildiği yerdir. Aile içinde kronik çatışma, ihmal, duygusal yoksunluk, şiddet, tutarsız disiplin, madde kullanımı ya da ebeveyn ihmali varsa, çocuğun maddi, manevi ihtiyaçları aile içinde karşılanmıyorsa çocuk için dünya güvenli bir yer olmaktan çıkar. Çocuk ilk olarak aile bireylerini model alır, idealize eder, yaşam biçimini, kültürünü, ahlaki değerlerini ilk olarak aileden öğrenir. Ebeveynlerde davranış problemleri, psikososyal, psikiyatrik problemler varsa genetik ve öğrenme yolu ile çocuklarda da benzer problemlerin görülme ihtimali oldukça yüksektir.

Akran ilişkileri ve şiddet

Ergenlikte akran ilişkileri çocuğun ruhsal dünyasında çok büyük yer tutar. Kabul görmek, sevilmek, bir gruba ait hissetmek bu dönemin temel ihtiyaçlarındandır. Akranları tarafından dışlanan, aşağılanan, zorbalığa uğrayan ya da sürekli yalnız bırakılan çocuklarda derin bir öfke, değersizlik hissi, sosyal çekilme ve saldırganlık gelişebilir.

Zorbalığa uğrayan çocukların bir kısmı kendine zarar verirken, bir kısmı öfkesini dışa yöneltebilir. Bu çocuklar bazen “beni kimse görmüyor” duygusuyla görünür olmak için yıkıcı davranışlara başvurabilir. Özellikle gerçek hayatta sağlıklı bağlar kuramayan, dijital dünyada kendisine yakın ilişkiler bulan, üstünlük ya da intikam duyguları geliştiren ergenlerde risk daha da artabilir.

Şiddete yönelen ergenlerle ilgili çalışmalar, bu gençlerin güvene dayalı yakın arkadaşlıklar kurmakta zorlandığını, arkadaşları tarafından daha az sevildiğini, ilişkilerinde güvensizlik ve karamsarlık yaşadığını göstermektedir. Bu tablo çoğu zaman düşük benlik saygısı, depresif belirtiler, öfke ve dışlanmışlık hissiyle birlikte ilerler.

Şiddete eğilimi olan ergenlerle yapılan uluslararası çalışmalarda bu ergenlerin güvene dayalı, yakın arkadaş ilişkisi kurmakta zorlandıklarını ve arkadaşları tarafından da daha az sevildiklerini göstermektedir. Tüm dünyada ergenlerin yaklaşık yüzde 25'i zorbalığa uğramaktadır

Dijital Dünya ve şiddet

 Çocukların ve ergenlerin önemli bir kısmı, ailelerin tam olarak bilmediği dijital alanlarda yaşıyor. Sosyal medya, çevrim içi oyunlar, kapalı gruplar, şiddet içerikleri, zorbalık döngüleri, nefret söylemi ve tehlikeli ideolojik topluluklar çocukları gerçek ilişkilerden, aileden çok daha fazla etkileyebiliyor. Ekran başında geçirilen zaman çocuğun hayatında gereğinden fazla yer kapladığında; yüz yüze gerçek ilişkiler, ev dışı spor, sanat, sosyal aktiviteler, üretkenlik, aile içi iletişim ve duygusal paylaşım azalıyor. İnsan ilişkisi bireyleri karşılıklı olumlu aktarımlarla beslemediğinde, sosyal biliş ve empati gelişimi aksayabiliyor. Pandemi döneminde ekrana çok fazla maruz kalan, sosyal izolasyon yaşayan çocuklarda gelişim dönemlerine özgü farklı psikososyal zorlukların, kimlik problemlerinin, depresif bozukluk, anksiyete bozukluğu gibi psikiyatrik durumların sıklıkla yaşandığına, gelişimsel becerilerin bebeklerin, çocukların, ergenlerin önemli bir kısmında yoksun kalabildiğine yakından tanıklık ettik ve yapılan, yayınlanan çalışmalar da gözlemlerimizi doğrulamıştır.

Paylaş